>TUHAF

>

Sen olmasaydın da, başka biri olsaydı.
Bağlansaydım körü körüne.
Hayatımdan gidebilecek biri olsaydın,
Vursaydın,
Kırsaydın
Pisliğin teki olsaydın da
Çıkarıp kalbimden,
Dolasaydım boynuna dar ağacının kollarını!
Fırlatsaydım dipsiz kuyulara aşk kırıntılarını.

Eylül sarısı saçlarından kokunu çekip,
Üfleseydim gökyüzüne.
Bal gözlerinden emseydim sırlarını da
Boyasaydım en soğuk tuvalleri bile  sıcak renginle.
Sonra ağlasaydım.
Bulut olup uçsaydım omuzlarının üstünden,
Atkın olup dolasaydım o öpülesi boynunu…
Sigaran olup dudaklarında yansaydım buram buram…
Her gün yanıklarıma üfleyeceğime kül olsaydım da!
Yine de,
Yanabilseydim bir kere nefesinde.

Hayır!
Bakma bana bir daha.
İstemiyorum.
Sesinle titretme kalp kapakçıklarımı.
Kanımda dolaşmasın uyuşturucu gülüşün.
Napmalıyım söyle!
Kesip atmalı mıyım tüm arkadaşlığımızı?
Sen hala suskun kalırken
Ben konuşmalı mıyım her defasında?
Söyle bana lanet olası.
Her şarkıda yine ağlayayım mı!
Tesellilerde mi bulayım kucaklamaları

Bir öpücük uzaktayken tüm umut bahçeleri,
Dumanlı şehirlerde mi saklanayım durmadan…
Yeşilini özledim…
Güneş saçlarını özledim.
Çünkü hepsi bahçenin içinde saklı.
Atışları farklı kalbimizin..
Arasam da bulamıyorum kapıyı.

Sana göre nefes almaktan yoruldum ben.
Bu kadar yakınken dokunamayışım ellerine.
Ya da dudaklarından çıkan her kelimeyi
Kendi dudaklarımda tutamayışım.
Tuhaf…
Ben bunları yazarken bile bahçen hep kapalı.
Duyamıyorum karanlıkta sayıklamalarımı.
Kendimi de kaybediyorum sanırım.
Belki de burada durmalıyım.
Susturmalıyım mısraları.

Hazal

Posted in Şiir | 9 Comments

>Hazal’ın beyninin arkasındaki gerçekler.-1-

>

Bir yazımda sayıları kişileştirdiğimden bahsetmiştim.
Aslında aynı şeyi müzik grupları için de yapıyorum.

Bir grubu, sanatçıyı çok önceden tanımışsam eğer,
(Ya kendim ünlü olduğunu bilmiyordum ya da değildi )
Sonradan başkaları onlar hakkında ” uff şarkıları harika ama ya” dediğinde,
ehihehihei diye içimden geçiriyorum, duygulanıyorum.Gurur duyuyorum.
Sanki çocuğummuş, kardeşimmiş falan gibi.

Seneler önce,
Daha annemden kısa olduğum zamanlar.
Hatta kardeşim bile doğmamış olabilir.
Arabada giderken Çok Uzaklarda’yı dinlerdik kasetten.
Annemle benim şarkımdı o.
Kimse bilmezdi.
Birlikte söylediğimiz şarkıydı.

Sonradan herkesin bildiğini farketiğimde sevinmiştim.
Bir süre sonra ise her enstürmanda en kolay çalınan şarkı olduğunu görünce,
Üzülmüştüm.

Mesela bu konuya nereden geldim?
Geçen yarışma oldu ya hani,
Kazanan grubun şarkısının sahibi Guns N Roses’dı.
Bon Jovi, Guns N Roses, The Beatles, Elvis ve Led Zeppelin.
Bunlar sanki aileden ünlülermiş gibi hissederim.
Bon Jovi’yi anladık hadi, babam tanışmış falan da.
(ordan yırtıyor Jovi )
Diğerlerini sahiplenişimin nedenini anlamış değilim.
Manyak mıyım ben?

Eğer telefonda konuşuyor olsak,
Siz evet diye cevap vermeden telefonu kapardım.
Mesela.
Hayır tabi ki de öyle birşey yapmazdım.

Vücudum için de geçerli tabi bunlar.
Aynı zamanda hayvanlar için ağaçlar için hatta kaldırım taşları için de geçerli.
Kişileştirmeye bayılıyorum.
Kitapları öperek kapardım mesela akşamları.
İyi uykular derdim.

[Ve kapı çalıyor.
Tabi ki önlüğümü giyip gideceğim.
Bakırköye mi?
Kalabalıktır şimdi köprü.
Neyse.
Orda internet varsa yaşadık.]

Not: Çok uzaklarda parçasının aslı Loreena McKennitt’in The Visit adlı albümünde bulunan Tango to Evora adlı parçadır.Bu albüm de bizde bulunduğundan belki çok daha özeldi bu şarkı benim için.
[ bu kadının diğer şarkılarını da dinlemelisiniz bu arada]

Not2: Hani annemle bu benim şarkımdı dedim ya, daha demin annem odama girdi.Dönmüş! Bir hafta boyunca babamla yaşanan işkenceli hayata son.Şarkı çalarken sarıldık.
Bu bir işaret mi?
Yoksa benim gitme vaktim mi gelmiş?
Attaaa.

Hadi baş baş.

Posted in ah hazal ah, annem, çok uzaklarda, önlük, bakırköy ruh ve sinir hastalıkları, bon jovi, caddelerde rüzgar, deli deli kulakları küpeli hazal, led zeppelin, loreena mckennitt, nilüfer | 33 Comments

>Mutluluk.

>

Blogger alemine bir güzel insanı daha getirmenin mutluluğunu yaşıyorum şu an.
Her zaman yanımda olman dileğiyle canım arkadaşım 🙂
Posted in bir yeni blog, hayallerin peşinde koşan kız, hazal, kendi kanatlarım, yeni blogger aramıza hoşgeldin | 7 Comments

>Rock’n Purple

>

Şimdi yazacaklarım aşırı derecede genç kız kokuyor.
Hayır, emin olun çok da hoş değil.
Böyle ergenliğime döndüm.
(sanki çok geçtim de)
ne bileyim.
Aptallaştım.
Çığlık atmalar, çocuk kesmeler..
Bu tür olaylar.

Maltepe Üniversitesi’nde gerçekleşen liseler arası müzik yarışmasından bahsediyorum.
Rock’n Purple.
Bizim okulla beraber on bir okul yarıştı bugün.
Toplamda 68 okul yarışıyor.
Bir iki tanesi kendisi çekildi sanırım.
Biz elendik.
Aslında söyleyen hanım kızımız çok iyiydi fakat enstürman eksiğimiz vardı.
Olsun, biz mutluyuz.

Tüm salonu doldurmuş ergenleri düşünün.
Nasıl bir tablo ile karşılaşırsınız?
Liseli ergen” bulmak için birebir.
Üniversite girişinde “liseli” imajı vermemek için “kuul” durmaya çabalayan,
Eller cepte erkekler ve kırmızı dudak bayanlar.

Başlangıçta biraz havaya girmemiz için müzik açtılar.
Apaçiler hemen başladı dans etmeye.
Ama öyle böyle değil,
Bir okul, yanında darbuka getirmiş.
Bir tanesi apaçi dansını arkadaşının omzuna çıkıp yaptı mesela.
Tezahüratlar dolup taşıyor.
Bir okul “Yarışma var dediler geldik” yazılı kocaman bir pankart açtı , o derece. (Selimiye)
Yarışma başlayana kadar biz kurtlarımızı dökmüş,
Çoktan bitap düşmüştük.
Nefeslenerek yerimize oturduk ve ilk grubu dinledik.

İlk grup olmak zordur tabi,
Ama yine de iyilerdi.(Şişli)
Bir ara mikrofondan sesi gelmedi çocuğun yazık oldu.
Hakkı yendi bence.

Gel zaman git zaman,
Son gruba kadar dinledik.
Arada teknik aksaklıklar dolayısıyla şarkısını tam söyleyemeyen de oldu,
Sesi cırtlayan da.

Son grup ise muhteşemdi.
Anlatmak için kelimeler yetmiyor!
Guns n Roses- Welcome to the jungle ‘ ı çaldılar.
Millet koptu arkadaş!
Hayır arada utana sıkıla alkışladığımız başka okullar oluyordu ama,
Bu sefer öyle değildi.
Ayakta alkışladık, ıslık çaldık.

Çok iyi seslendirdi solist.
Selimiye Tarım Meslek Lisesi kazandı.
Tebrik ederim buradan da.
Kazanan açıklanmadan önce herkes kimin kazandığını biliyordu zaten.
Ödülü aldıktan sonra parçayı tekrar çaldılar ve biz sahne önüne geçip dinledik.
Hopladık zıpladık.
Normal bir rock konserinden farkı yoktu.
Çok profesyonellerdi.

Yolculuk esnasında, üniversiteye doğru giderken,
Çalınacak parçaları tartışıyorduk,
Acaba söyleyebilirler mi, nasıl olacak diye.
Welcome to the jungle ‘ı söylemelerinin çok zor olduğu hakkında konuşma bile geçti aramızda.
Şok olmamıza şaşırmamalı.

Çeyrek finale gidiyorlar şimdi.
Umarım bir aksilik çıkmaz.
Yine coştururlar  izleyicileri.

Üçüncü olan gubu da beğendim.
Dişilerin Gücü Adına!” yazılı bir pankartla gelmişlerdi.
Mithat Paşa Kız Meslek Lisesi.
Kıyafet uyumları harikaydı, sahnede duruşları da öyle.
Grubun yarısından çoğunun kıvırcık ve kısa saçlı olması çok ilgiçti.
Çok daha uyumlu göstermişti belki de…
Farklılığımn uyumu.

Böyleydi işte.
Sonra da taa karşı taraftan eve sekiz gibi vardım.

Bakıyorum da herkes solistin adını bulmaya çalışıyor.
Rock’n Purple’ın facebook sayfasını beğeniyor.
Ki ben de beğendim, beğenmedim değil hani.

Müzik dolu bir gün geçirdim.
Dostlarımla beraber.
Mutluyum.

Posted in 2011, ergen, guns n roses, liseler arası müzik yarışması, maltepe üniversitesi, Müzik, rock'n purple, selimiye tarım meslek lisesi, welcome to the jungle, yarışma var dediler geldik | 20 Comments

>Şiir mi bulsak ne yapsak?

>

Şiir yazarım bilirsiniz.
Ufak tefek denemeler…
Gönlümden kopanlardır yazdıklarım.
Kafiyeleri severim,
Duygularımı renkler dışında ,
Kelimelerle da anlatmaya bayılırım.
Bu yüzden burdayım ya zaten…

Ama şiir okur musun derseniz.
Okurum okumasına ama,
O kadar çok değil.
Arkadaşlarıma bakar özenirim bazen,
Her şairi tanırlar.
Özellikle bıcırık bu konuda süperdir.
Çok şiir okur, çok şair bilir.
Bana da yardımcı oldu biraz.
Ama ” elinde blog varken değerlendirsene” diye
Söylendim kendime.
Size de bir soralım dostlar,
Sene sonunda şiir dinletisi olacak ve ben de katılacağım.
Acaba hangi şiiri okusam?
Var mı şöyle bildiğiniz güzel birşeyler?

İçinde “okula” uygun düşmeyen birşey olmadığı sürece,
Gamzeli Bey, her şiiri kabul edeceğini söyledi.
Ha bir de, elbise tasarlıyorum şiir dinletisi için ehe.
Bakalım yapabilecek miyim🙂
Çok güzel hayallerim var o gün ile ilgili.

Elbise kendi tasarımım olacak, saçlarımı nasıl yapacağımı da düşündüm.
Sahnede nasıl durmalıyım diye de kurguluyorum akşam uyumadan önce.
Mal mısın uyu lan diyebilirsiniz elbette.
Ben de diyorum.

Aslında sizlere bir haberim daha var ama martın ortasında yazacağım.
Kesinleşmeden bahsetmeyeyim🙂
O zaman bizi neden meraklandırdın diye de sorabilirsiniz,haklısınız.
 Evet ben de soruyorum bildiniz.

Neyse.
Aklınıza gelen, seslendirmemi istediğiniz şiiri peçeteye yazın yollayın sahneye.

Gülücük.

Posted in Bıcırık, gülücük, hazal, napsam netsem, şairler, şiirler hakkında | 9 Comments

>İlişkiler üzerine.

>

İlişki demek felaket demek.
Hazal için yani.
Sevgili şu bu değil olay.
Her türlü ilişkide yanlış kararlar alan, korkunca kaçan biriyim ben.

Beni gerçekten sevenleri fark etmeyip,
Bu sevgiyi fark edince kaçan,
Ama beni zerre kadar sevmeyenlerin peşinden,
Deli gibi koşan,
Sonra da hayal kırıklıkları içinde,
Ağlayıp sızlanıp,
Eski günleri yad eden biriyim .
Birinin ilgisinden hoşlanıyorum,
Ama iş ciddiye bindiğinde, korkuyorum.
İnsanlara her zaman sıcak davranmışımdır.
Duygularına karşı da saygılı olmuşumdur.
Ama ben karşımdakini onun beni sevdiği kadar sevmiyorsam eğer,
Suçlu hissederim.
Yapmacık bir sevgi göstermekten hiç hoşlanmam ve…
Kaçarım.
Evet bildiğin kaçarım.
Pişman olup dönemem de.
Öylece kalır.
Buruk bir acı oluşur kalbimde.
Beni sevmeyen biri,
Ulaşılması zor olan biridir.
Ondan hoşlanacak birşeyler bulurum,
Bana yüz vermezse daha çok koşarım peşinden:/
Ben aşk insanıyım.
Çok bağlanır, bağlandığım kişi için her şeyi yaparım.
Yanlış kişilere kapılmak en büyük zaafımdır.
Ya benimle zerre kadar ilgisi olmayan birine vurulurum,
Ya da een yakın arkadaşıma.
Örnekleri çok.
Sonra da ben yalnızım diye düşünürüm mesela.
Kısmen doğru olsa da,
Bu durumu kendim yaratırım.
Bunu şimdi anlıyorum tabi.
Dışarıdan -konuşmadığın sürece-
Çok yüz vermeyen, burnu havada biri,
Gibi gözüküyormuşum.
Benimle alakası var mı ha!?
Öyle duruyormuşum ama.
İşte Hazal’ın ilişki durumu.
Bu gün de yalnızız
Meyhaneci.

Posted in Aşk, hazal, ilişkiler, Meyhaneci, yalnızlık | Leave a comment

>Günlükümsü.

>

Her şey gayet normaldi.Öğlen, yemeğin ardından odama çekilmiş film izliyordum.Annem hızla odama girdi.Çekmecelerimi karıştırmaya başladı.Tişörtlerimden bir kaç tane aldı.
“Hazal ben dedenlere gidiyorum.” zaten bir süredir gitmek istiyordu fakat vazgeçmişti.
“Noldu anne birşey mi var?”
“Anneannen hastalanmış.”
“…”

Odamdan çıktı.Artık mallığımdan mıdır, üstüme çöken embesil rahatlığından mıdır ne olduğunu sormadan filme devam ettim.Annem hala evin içinde dört dönüyor valizini hazırlamaya çalışıyordu.Çağırdı. “efendim?” dedim.Ses gelmedi.Yine o embesil rahatlığıyla filme devam ettim (!)
Kendime gelmem için filmin en heyecanlı sahnesinde durdurdum.Evet kesinlikle kendimi tokatlamam gerekiyordu. Buna gerek kalmaması için silkelenip yataktan çıktım ve annemin yanına gittim.
 “ben de gelmek istiyorum” . iğneler bir ses tonuyla ” gelme sen, git filmini izle” dedi. Midem bulanmaya başlamıştı. Ne tür bir pisliğe dönüşmüştüm ben.
“Nolmuş anneanneme?” 
“Kalp krizi geçirmiş”
 “…!” 
 İçimden küfretmeye başladım.”Başka kimse yok mu yanında? ” “kimsenin ilgilenecek durumu yok ki! kimsenin gideceği de yok.”  onun da sinirleri bozulmuştu.
 “Ben de geliyorum seninle! ”  “Hazal, özür dilerim öyle konuşmamalıydım, gelme sen.Kardeşin de evde zaten”“Anne…gelmek istiyorum tamam mı?” “İyi tamam” gülümsedi.” hemen hazırlan üç buçuk otobüsüne yetişmemiz lazım!”  Aceleylen kırmızı çantamı çıkardım dolaptan ve içine giysilerimi tıkıştırdım
Ne aldığıma dikkat edecek durumda değildim. İç çamaşır falan her şeyi unutmuşum tabi. Gözümün önüne düşen saçlarım için hemen bir lastik toka buldum, saçlarıı toparladım.Montumu ve botlarımı alıp kapının önüne çıktım.
Laptopu da başka bir çantaya koydum.Annem de odasından çıkmıştı. Hemen bir taksi çağırdık ve otogara doğru gittik.Yol sıkışıktı, vardığımızda saat üçü kırk geçiyordu.On dakika ile otobüsü kaçırdık.
Elimizde üç parça eşya iki kadın baş başa kaldık otogarda.Metro’nun şubesinde müdüre derdimizi anlatmaya çalışıyoruz.Daha bilet almamıştık.Annem adama ” Merhaba, üç buçuktaki otobüsü kaçırdık sanırım değil mi, biz de aceler duyduk hastamız var,  hala kalkmamış olma iht..”“Gitti, biletiniz yandı onu baştan söyleyeyim”  ( lan manyak, zaten bilet almadık ne yüzsüz adamsın sen!) “Peki, tamam teşekkür ederim”Mecburen beş buçuk otobüsüne kadar yukarı katındaki kafede beklemeye başladık.Başım zonkluyordu, annemin de öyle. Bir buçuk saat boyunca amaçsızca bekledik.

Otobüse bindiğimiz zaman ben rahatladım biraz, mide bulantım ve baş ağrım dinmişti ama annem fenalaştı.Onu ilk defa bu kadar çaresiz görüyordum.Bakışlarını bir noktaya sabitlemiş elleri şakaklarında, oturuyordu.
Muavini çağırıp kolonya getirmesini istedim.Annem de normalde kolonya kokusunu sevmez, ben de pek sevmem.Hastane kokusudur kolonya kokusu çünkü.Yine de kabul etti, ikinci kez de serptirdi kolonya.O sırada babamaradı.Telefonda her ne söylediyse annemin yüzü bembeyaz oldu  tamaam anneannem gitti hadi bakalım diye düşündüm.Ama annem karşılık verdi” nasıl bir söz , deme öyle !” .Sesinin tınısında korkuyu hissedebiliyorum.Gözlerinden buharlaşıyor etrafımı sarıyordu.Can sıkıcı bir yolculuk geçirdik.Vardığımızda saat buçuktu.Annem direkt çıkışa doğru yürüdü, “anne? eşyaları almayacak mıyız” diye seslendim.” hazal, iyi ki sen yanımdasın “ dedi ağlamaklı bir şekilde.

Annemin ağladığını ben hiç görmedim.Hayır hiç görmedim.Gidip sarıldım ona, kendimi işe yarar hissetmiştim sonunda.Eşyalarımızı aldıktan sonra taksiye binip hastaneye gittik.Hemşire bir tanıdığımız olduğundan dolayı yoğun bakıma annem girebilecekti.Güvenlikten bize yardım etmesini istedik.Ne kasıntı insanlar yahu.Ne bileyim sanki müzede çalışıyorlar, neyse onları da anlıyorum kim bilir bizim gibi kaç hasta yakını geliyor telaşlı bir şekilde.Adam bizimle beraber asansöre bindi. Asansöre binmeden önce soğuk bir yerden geçtik, asansörün tam yanındaki kapıda hayvan kadar MORG yazıyordu.Ürperdim.Bu kadar mıydı yani, kalan bedenimizi bırakıp asansör ile “yukarıya” çıkıyor gibi hissettim.Sanki Hazal’ı morgun önünde bırakmış
ruhlar alemine doğru, yanımızda güvenlikle ilerliyorduk.Adamı takip ederken beyaz bir kapının içinden paldır küldür girdik ve yoğun bakımın içine daldığımızı fark edince hemen geri çekildik, biraz utanmıştık doğrusu.Koskocaman bir odanın içinde sekiz on hasta yatıyordu.Beni kovdular resmen, bir kişi girebilirmiş.Annem girdi elbette.Anneannemin kendisinin kalp krizi geçirdiğinden haberi yok sanırım, ya da olayın bu kadar ciddi olduğunu bilmiyor,anneme evde çok üşümememizi kalın giyinmemizi tembihlemiş.Bana birkaç parça eşya getirin demiş.Yarın çıkarım diye düşünüyormuş.Ah güzel kadın.Ah benim boncuk gözlüm, sarı saçlım.

Onunla ilgili yazı yazmayı çok istedim, ama her seferinde nazar değecek diye bir türlü yazamadım.Muhteşem bir kadındır.Bir gün, tüm bloggerlara onun hikayesini anlatacağım.

Annem içerideyken ben de elimde üç çanta ile ayakta kalakalmıştım.Karanlık koridorda üç adam vardı.Bir tanesi, içeride durabileceğimi söyledi.Yoğum bakımdakilerin yakınları için yapılmış küçük bir oda.Teşekkür ettim,Oda, gerilim filmleri için tasarlanmış gibi.Belki de sabahleyin görsem o şekilde gözükmeyecek gözüme.İçeri girdiğimde koltuklardan birine uzanmış orta yaşlı bir kadın vardı.Ben girdiğimde hiç ses etmedi.Köşedeki koltuğa eşyaları buraktım ve yanındaki koltuğa da ben çöktüm.Bir süre öyle durdum.Kafamı kaldırıp duvara baktığımda bir LCD ekran televizyonu duvara, yukarıya monte etmiş olduklarını gördüm.Yanında da gece görüşlü bir güvenlik kamerası duruyor.

Ekranda ne var bilin bakalım, evet biz.Hem de ekran çook hafif karıncalı ve oynaşıyor.Görüntü sağa sola dalgalanıyor ve ekranda kendime doğru bakıyorum.Kadın uzanmış.Bir an gözlerimi falan korkunç bir şekilde oynatmayı düşündüm ama sonra vazgeçtim.Öyle şeylerden gerçekten hiç hoşlanmam.

Kadın konuşmaya başladı, ölü olduğuna kendimi o kadar çok inandırmıştım ki bir an koltuğu sıktım.Kimi beklediğimi sordu.Kendisi de kayınpederini bekliyormuş.Annem içeri girdi ve “hazal, biz yolda ekmek ve meyve falan almıştık nerde onlar?” diye sordu.
Çantanın içinde buldum ve ona verdim.Hasta bakıcıya götürdük.Sonra da adam girmeyin diye bizi tersledi, hayır, direkt kovdu.Teşekkür de etmedi.İçeride hastalara nasıl baktıklarını bilmiyorum ama bizim gördüklerimiz o kadar da hoş değildi.

Anneannemin yanındaki yaşlı kadın, anneme doğru sokulmuş yatakta, derdini anlatmaya çalışıyor.”Açım” demiş.” dün öğlenden beri birşey vermediler “ o hasta bakıcı adam terslemiş kadını. Annem de yemek vermelerini rica etmiş.yanımızda getirdiklerimizi söylemiş.Kabul etmişler.”Be adam! sen beni içeriye kabul etmiyorsun, biz iyi niyetliyiz ya başkası kötü birşey verse kadına?” diye de düşünmekten alamadım kendimi.Anneannem adam kadını terslediği zaman, “anne de ona anne” demiş.Adam da “ne annesi!” gibi salaklaşmış böyle saçma bir insana dönüşüvermiş.Haberlerde neler duyuyor, neler izliyoruz.Doğrusu, bunları annem bana takside söylemeseydi geri döner adama bir iki çift birşey söylerdim.Anneannemi orada
bırakmayı hiç ama hiç istemedim.

Bugün ise hala orda kadıncağız.Sabah yine yanına gittik ama ben yine göremedim.Birkaç gün daha yoğun bakımda kalacak gibi gözüküyor.Umarım  çabucak iyileşir ve tekrar evine dönebilir.Ev onsuz o kadar boş ki.
Bu evin her tuğlasında kendi emeği var.Kendileri inşa etmişler.Bazen onun bu küçük cennetten çıkıp İstanbul’a gelmek  istemeyişini  daha iyi anlıyorum.Yurdum dediği yer burası çünkü.Ne annesinin evi ne dedesininki.
Burası onun yeri.Ve sanırım ölmek istediği tek yer bu ev.Onun ölmesine ise ne ben hazırım  ne de annem hazır.Telefonda babamın anneme söylediği şey neydi biliyor musunuz ?
“Hayatım, vardığında her şeye hazırlıklı olmalısın”.

not: bu yazıdan sonra ise anneannem eve geri döndü.Ne yazık ki yarın okullar açılacağından dolayı ben onu ve annemle dedemi orada bırakıp İstanbul’a gelmek sorunda kaldım.

 

Posted in anneannem, annem, hasta bakıcı, hastane, hazal, kalp krizi, korku filmi, otobüs, yaşlılar, yeter ama | 21 Comments